Millete “rağmen” iş tutmak
Öküz Anadolulu” kibrinden bugünün siyasi "Pol Pot"larına, halka parmak sallayanların nasıl tıpış tıpış gidecek? Buyrun yakından bakalım.
“Demos kratos” ve puf! Bu iki sihirli kelimeyi söyler bir de asanızı havada dairesel şekilde şöyle bir tur attırırsanız büyülü bir şekilde muktedir olursunuz. Üstünüzde soluk krem rengi kareleri olan lacivert bir ceket, kravatı olmaksızın giyilmiş kolalı bir gömlek, sağ elini pamuk yüreğine götürmüş hafif bozuk bir postür ve yüzünüzde emmioğlunuz kadar yakın bir gülümseme göreceksiniz. Şaşırmayınız efem!
Bugün sizinle tank namlusuna papatya sokacağız. Millete “rağmen” iş tutulur mu? Tutulursa sonuçları ne olur? Bunu konuşacağız. Devrimleri evirip çevirecek ve hemşehrim Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi nihayet devireceğiz. Hazırsanız bir bozlak türküsü açın, beyaz yakadan Şahinler marka beyaz fanilaya geçin, mutfak dolabınızdaki az kalmış bayat çekirdeğinizi hazırlayın. Başlıyoruz.
Şevket Süreyya Aydemir’in İhtilalin Mantığı adlı bir kitabını okumuştum. Orada ihtilalleri, “millete rağmen, millet için” şeklinde anlaşılması çok güç bir terkiple anlatıyor. Eserin geri kalanı da “Efendim, bazen millet ne istediğini bilemez. Onu bazen asker bilir.” şeklinde devam ettiğinden sıkılsanız da okuyorsunuz. Despotluğun motivasyonunu görmek için elbette…
Nevzat Tandoğan’ı hatırlıyorum… Türkiye’nin yetiştirdiği en usta kalemlerden biri Osman Yüksel Serdengeçti’ye yargılandığı sırada şöyle demiş:
“Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”
Kızıl Kmer rejimini bilir misiniz? Dünyanın en güzel plajlarından bazılarına ev sahipliği yapan Kamboçya’da denizleri kan gölüne çevirmişlerdi. Hikaye şöyle: 1975 yılında Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kmerler iktidara geldi ve halkın rızası olmadan radikal bir komünist rejim kurdu. Şehirleri boşaltarak “çiftçi olmak için” insanları silah zoruyla köylere sürdü. Toplumun eğitimli kesimlerinin neredeyse tamamını ya kurşuna dizdi ya da köle haline getirdi. Sonuç ne? Asırlarca sürecek bir sosyoekonomik travma, sömürgeye açık bir ülke ve cehaletin kol gezdiği bir ülke.
Dedik ya, demokrasi bir afetidevran olan millete serenattır diye. Her zaman bir tenor şakıyacak değil ki… Bazen de bir eşek anırır, köpek havlar, ne bileyim, horoz öter falan. Dolayısıyla ne olur? Kız balkondan evine kaçar. Mahalledeki sükun bozulur. Eğer bir grup köpek havlarsa ne olur? Mahallelinin sinirleri gerilir, meşalelerle köpekleri kovalamaya gelir.
Evet, canım Anadolulu. Tarlanla, toprağınla sen çok yaşa, e mi! En iyisini sen bilir, en çok sen görür, kıymeti sen takdir edersin. Okumak da senin işin, yazmak da… Komünizm de hakkın, milliyetçilik de… Sen neyi, ne zaman, nasıl istersen o öyle olacak. En azından artık öyle olacak. Tıpış tıpış oy vereceğini söyleyen kim varsa tıpış tıpış gidecek. Seni temin ederim.